Motorlu Taşıtlar Sektöründeki Dağıtım Anlaşmalarına İlişkin Avrupa Birliği Mevzuatı

AB’de sektöre özel ilk düzenleme 1985 yılında yürürlüğe giren 123/1985 sayılı Tüzük’tür. Tüzük’te en dikkat çekici düzenlemeler ise, sağlayıcıların hem seçici hemde münhasır dağıtım sistemlerini birlikte kullanmalarına izin verilmesi ve dağıtımda etkinliğin sağlanabilmesi bakımından sektörün doğası gereği satış ve satış sonrası hizmetlerin birlikteliğinin zorunlu olduğuna ilişkin kabuldür. Ayrıca, dağıtıcılara getirilen rekabet etmeme yükümlülüklerine ve sözleşme konusu yedek parça kalitesini sağlamayan yedek parçaların dağıtımının yasaklanabilmesine imkan tanınmıştır.

Komisyon, 123/1985 sayılı Tüzük’ün on yıllık uygulamasının ardından esasen anılan Tüzük’ün temel anlayışına sahip olan fakat tüketicinin seçme şansını, dağıtıcıların bağımsızlığını ve sektördeki rekabeti arttırmayı amaçlayan ayrıca bağımsız aktörlerin durumlarını iyileştirmeyi hedefleyen değişiklikler içeren 1475/95 sayılı Tüzüğü yayımlamıştır. Yedek parça üreticilerinin doğrudan tamir atölyelerine yedek parça satabilmesinin önünün açılması ve ürettikleri parçalara kendi marka ve logolarını koyma hakkı tanınması; ayrı tüzel kişilik altında farklı markaya ait ürünlerin de satılabilmesi ve bağımsız tamircilere sağlayıcı tarafından teknik bilgi sağlanmasına yönelik hükümler anılan Tüzük ile gelen değişiklikler arasındadır. Her iki Tüzük’ün uygulama döneminde, Tüzüklerde yer alan düzenlemelere bakıldığında, araç üreticilerinin dağıtım sistemleri ve dağıtıcılar üzerinde büyük ölçüde kontrol sahibi olabildikleri söylenebilecektir.

2000 yılına gelindiğinde Komisyon, o dönemde yürürlükte olan 1475/95 sayılı Tüzük’ün etkilerinin ölçülmesini amaçlayan çalışmasında sektörde satış ve satış sonrası pazarda rekabetin istenen seviyede olmadığı sonucuna ulaşmıştır. 1475/95 sayılı Tüzük’ün pazarda rekabetin sağlanmasına yetmediğinin tespit edilmesinin ardından Komisyon, dağıtım ve servis ağının oluşturulmasında esneklik sağlanması, marka içi ve markalar arası rekabetin arttırılması ile bağımsız yedek parça üretici ve dağıtıcılarıyla bağımsız tamircilerin rekabete dahil olmalarının sağlanmasını amaçlayan 1400/2002 sayılı Tüzük’ü yayımlamıştır. Bu Tüzük ile satış ve satış sonrası hizmetlerin zorunlu birlikteliğine ve seçici-münhasır dağıtım sistemlerin birlikte uygulanmasına son verilmiştir. 1400/2002 sayılı Tüzük’te markalar arası rekabetin tesisi için marka içi rekabetin, onun için ise dağıtıcı bağımsızlığının sağlanması gerektiği kabulünden hareket edilerek katı ve ayrıntılı birtakım düzenlemelere gidilmiştir. Bunlardan en dikkat çekeni dağıtıcıların birden fazla markaya ait ürün ve hizmetleri pazarlamasına imkan tanıyan çok markalılıktır. Bunun yanı sıra satış sonrası pazarda, bağımsız servislerin teknik bilgiye erişimleri daha detaylandırılmış ve bilgiye bağımsız servislerin yetkili servislerle aynı şartlarda erişiminin sağlanması hedeflenmiştir. Dağıtıcılar ise sağlayıcılar karşısında; hakem şartı, sözleşme süreleri, feshi ihbarın şartları, sözleşmelerin sistem içindeki diğer bir yetkili satıcıya devri gibi pek çok sözleşmesel düzenleme ile korunmaya çalışılmış ve bağımsızlıklarının arttırılarak marka içi rekabetin tesis edilmesi amaçlanmıştır. Yedek parçaların bağımsız üreticilerce doğrudan pazara satılabilmesine ilişkin hükümler ise korunmuş ve orijinal ve eşdeğer yedek parça tanımları yapılarak yedek parçada araç sağlayıcısına bağımlılığın azaltılması hedeflenmiştir.

1400/2002 sayılı Tüzük sonrasında, araç sağlayıcıları, diğer sektörlerde belli Pazar payı eşikleri altında uygulanabilen rekabet etmeme yükümlülüklerini bile uygulayamaz hale gelmişlerdir. Söz konusu Tüzük’ün etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılan çalışmalar ise, 1400/2002 sayılı Tüzük ile dağıtıcıları korumak üzere getirilen feshi ihbar süreleri ve feshin objektif gerekçeye bağlanması gibi şartların tarafların ticari ilişkisine fazlasıyla müdahale ettiği, fakat bununla birlikte uygulamada beklenen etkileri doğurmadığını ortaya koymuştur. Ayrıca satış pazarında markalar arası rekabetin arttığı gözlemlenmekle birlikte bu rekabet artışına Tüzük’ün etkisinin sınırlı kaldığı, giderek küreselleşen ekonominin rekabet üzerinde olumlu etkiler doğurduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte yedek parça üreticilerinin hala pazara girmekte zorlandıkları ve bağımsız tamircilerin pazarda arzulandığı kadar yer bulamadığı görülmüştür. Satış pazarında markalar arasında var olan yoğun rekabet sebebiyle

Komisyon, marka içi rekabetin eksikliğini sorun olarak değerlendirmemiş ve dağıtıcıları korumaya yönelik tüm hükümleri 2010 yılında 2013’ten itibaren geçerli olacak şekilde kaldırarak sektörü genel dikey düzenleme olan 330/2010 sayılı Tüzük’e bağlamıştır.

Bununla birlikte, satış sonrası pazarda endişelerinin sürdüğünü ortaya koyan Komisyon, bağımsız yedek parça üreticilerinin pazara erişimini ve bağımsız tamircilerin yedek parçayla teknik bilgiye erişimini düzenleyen hükümlere yer veren 461/2010 sayılı Tüzük’ü yayımlamıştır. Yeni düzenlemenin en dikkat çekici noktası hem pazardaki rekabete etki etmeyen hem de teşebbüslere maliyet getiren çok markalılığın ve sözleşmesel düzenlemelerin kaldırılması sonucunda sağlayıcıların daha fazla hakimiyet kurabileceği ve muhtemelen tek markalı bir dağıtım yapısının oluşabilecek olmasıdır. Satış sonrası pazar bakımından ise, kritik nitelikteki hükümlerin korunduğu görüldüğünden satış sonrası pazarında yeni Tüzük’ün çok büyük yapısal değişikliklere yol açmayacağını söylemek mümkündür.

 

Kaynak: Rekabet Kurumu IV. Denetim ve Uygulama Dairesi Başkanlığı Motorlu Taşıtlar Sektör Araştırması Raporu